21 Ocak 2013 Pazartesi

Hayat Hikayem : 4

1976 senesinde mülkünü üstüme aldığım ilk dükkana babamın yaptığı ziyaret sırasında verdiği "siftah" parası

Hayatta en çok önem verdiğim şey istikrardır. Yani “devamlılık.”

İnsan başladığı işi mutlaka düşünmeli, alacağı bir malı satın almadan önce iyice düşünüp tartmalıdır.

Çabuk değiştirilen işten, yerden, eşten, maldan hayır gelmez.

Öncelikle şunu söylemek isterim; hangi iş kolu olursa olsun önem verip üstüne düştüğün takdirde, o iş zaman içinde gelişip seni iyi yerlere taşıyabilir. Size dost, müşteri, para ve daha da önemlisi deneyim kazandırır.

Atalarımızın çok sevdiğim bir sözü vardır, kişi kendi çukurunda büyür. Farklı farklı yerlerde kazdığınız bir sürü küçük çukurlar size ileride idaresi çok zor kurumlar, işletmeler olarak geri dönerler.

İş hayatıma yedek parça satıcısı olarak başladım. Çok küçük bir dükkan, az bir sermaye ve bir çoğu da borçla alınmış çeşitli mallar.

Karar verip aldıktan sonra iş tabii ki bana kaldı. İşi çok iyi bilmiyorum, sermayem yok, müşteri piyasam yok. Ama içimde sönmeyen bir arzu, bitmek bilmeyen bir çalışma isteği. 

Tabii ki en önemlisi de kararlılık.

Bir hafta öylece ne yapacağımı, nasıl yapacağımı hem düşünüp hem de öğrenerek geçti. Kendimi bu konuda geliştirmeliydim. Çünkü ben asker olarak yetiştirilmiş, fikren ve ruhen buna hazırlanmış bir insandım. 20-21.Mayıs olayları sonucunda tüm diğer sınıf arkadaşlarım gibi okuldan uzaklaştırılmıştım. Subay olmayı beklerden birden kendimizi sivil hayatta bulduk. Olaylarla hiçbir ilgimiz olmamasına rağmen 1453 Harp okulu öğrencisi istisnasız okuldan atılmıştı.

Bu olay bizim için olduğu kadar ailelerimiz için de her yönden büyük bir yıkım olmuştu. 

Geleceğimiz bir anda yerle bir olmuştu.

Komik bir anımı anlatmak isterim.

Talebeyken haftasonu yakınları olanlara bir akşam “evci” çıkma izni verilirdi. Benim de bir yakınım Ankara’da Cebeci’de oturduğu için bu haktan faydalanıyordum. Her hafta izinli geldiğim zaman evin hanımı yani teyzemin komşularından kızları olanların bana nişan tekliflerini alıyordum. Gençlik hali tabii bu durum benim de çok hoşuma gidiyordu. Ancak teyzeme henüz talebe olduğumu Harp Okulu’nu bitirip subay olmadan önce evliliği düşünmediğimi söylüyordum.

21.Mayıs olaylarından sonra bizi harp okulundan çıkarıp ortaya bıraktıklarında ne kız kaldı ortada ne de yüzümüze bakan kaldı.

İnsan böyle olaylardan büyük dersler çıkarıyor.

Bu yaşadıklarım da beni hırslandırdı. Kolay olan memuriyeti seçmek yerine ticareti tercih ettim. İşte şimdi dükkanını almış, borçlanmış bir adam olarak mutlaka başarılı olmak mecburiyetim vardı. 

Zaten küçük yaştan beri ticarete isteğim de becerim de vardı. İlkokulu bitirdiğim yıl babacığımı ikna edip karpuz alıp mahallede sergi açıp onları satmayı kafama koymuştum. Babam sağolsun beni kırmadı. Küçük bir sermaye vererek bu hevesimi gerçekleştirmeme yardım etti.

Parayı aldığım gün Bursa’da toptan karpuz satmaya gelen köylülerin bulunduğu yere gittim. İlk olarak sermayem kadar, 2 küfeye sığacak karpuz aldım. Oradan taşıyıcı ile anlaşarak küfeleri bir eşeğe sağlı sollu bağladık ve mahallemize getirdim. Evimizin karşısında sergi yapacak kadar boşluk olan yere, altına otlar, etrafına taşlar dizerek küçük bir karpuz sergisi açtım. Yanıma da benden küçük Hüseyin isimli sempatik bir arkadaşı yardımcı aldım.
O gün sergimde karpuzlar satılmaya başlandı. Bu girişimim mahalle halkının da hoşuna gittiği için herkes bana destek oldu. Haftanın sonunda karpuzların çoğu satılmış, geriye sadece yamuk yumuk ufak karpuzlar kalmıştı. Onları da sermayesine babama sattım.
Bu iş babamın da benim de çok hoşumuza gitmişti. O yaz böyle sürüp gitti. Ben az da olsa ticaretin tadını almış oldum. Bir sonraki sene işi biraz daha geliştirmeye, biraz daha fazla para kazanmaya karar verdim. Mahallede bir arkadaşım kapalı çarşıda tezgah açmış, çorap mendil vs satıyordu. Önceleri onu izledim. Baktım ki ben de yapabilirim. Kendisine onda olan çorap ve mendillerden birazını bana verirse satabileceğimi söyledim. O da kabul etti. O hafta beraber çok güzel iş yaptık. Kapalıçarşı her zaman kalabalık olduğu için ve insanlar biz iki küçük çocuğa destek olmak için mallarımızı alıyorlardı. O ay öyle geçti. Ben de malları kendim temin edip satmayı kafaya koydum. Bunu yapabilirsem daha çok para kazanabilirdim. Bir ayda biriktirdiğim paramı yanıma aldım ve arkadaşımla beraber İstanbul’a geldim. Toptancımız Mahmutpaşa’da dükkanı olan Musevi bir vatandaşımızdı. Mallarımızı aldık ve Bursa’ya döndük. O hafta mallarımın hepsini sattım. Bu sefer İstanbul’a yalnız gidiyor, malımı alıyor ve geri dönüyordum.

Son gidişimde o dükkan sahibi Musevi bey bana, “sen iyi bir çocuğa benziyorsun, her hafta bana gelerek zaman kaybetme, ben sana kredi açayım, sen istediğin kadar mal al, sat sonra paramı bana getir” dedi.

Bu bana öyle büyük bir güven verdi ki ne diyeceğimi bilemedim. Beyefendinin dediği gibi yaptık ve o yaz öyle geçti. Kazandığım para ile eve bile yardım ediyordum. Anneme İstanbul’dan ufak tefek hediyeler alıyordum. İşte benim ticaretle olan sevgi bağım böyle kurulmuş oldu.