21 Şubat 2013 Perşembe

Uluslararası Spor Adamları Derneği - USAD

Farklı ulustan insanları, toplulukları birbirine yakınlaştırmak, dostluğu, dayanışma ruhunu artırmak, farklılıkları hoşgörülebilir kılmak için yüzyıllar boyunca devletler çeşitli kurumlar örgütlemiş olmasına rağmen arzu edilen ortak ruh hiçbir siyasi girişimle elde edilememiştir. Ancak kendine özgü evrensel dili olan sporun birleştirici gücü bunu mümkün kılabilmiştir.

Uluslararası arenada sporun gücü bugün artık yadsınamaz bir boyuttadır. Özellikle bazı disiplinlerin artık bir sektör haline gelmiş olması, Olimpiyat oyunlarının dört yılda bir yapılmasına rağmen tüm dünya için bir cazibe merkezi olması, ülkelerin soğuk savaş döneminden beri bir propaganda aracı olarak kullandığı sporun, günümüzde de aynı şekilde tanıtım aracı, diğer ülkeler nezdinde sempati kazanma, cazibe merkezi olma haline getirme yöntemi olarak kullanılmasını sağlamaktadır.

Diğer ülkelerin spora bu kadar ciddi bir şekilde eğildiklerini, sporun cazibe merkezi olma özelliğini kullanarak ülkeleri adına nasıl güzel tanıtımlar yaptıklarını, uzun yıllar boyu devam ettirdiğim çeşitli uluslararası görevlerim sırasında yakından izleme olanağı buldum.

Ülkemizde de özellikle Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi başta olmak üzere tüm ulusal ve özel kurum ve kuruluşlar, spor aracılığıyla ülkemizin tanıtımında büyük emek harcıyorlar. Ancak bu süreçte yine büyük etkisi olabilecek bir yapı daha var.

Uluslararası spor federasyonlarında görev almış Türk spor adamlarının da ülkemizin organizasyon adaylıklarında, tanıtımında büyük desteği oluyor. Her gidilen toplantı ya da katılınan faaliyette Türkiye'yi temsil eden herbiri kendi branşında üst düzeyde yeralan bu kişilerin biraraya geldiği bir çatı kursak ve bu çatı tıpkı bir NGO ( Nongovernmental Organization - Sivil Toplum Kuruluşu) şeklinde faaliyet gösterse, ülkemize büyük bir katkımız olur diye düşündüm.

Buradan hareketle ülkemizi uluslararası spor federasyonlarında temsil eden ya da etmiş dostlarımla iletişime geçtim ve bu konuyu kendilerine açtım. Hepsi de bana destek verdiler ve 2007 yılında benim başkanlığımda USAD'ı kurduk.

Yönetim Kurulu üyelerimiz arasında çok değerli spor adamlarımız var, Togay BAYATLI, Şenes ERZİK, Uğur ERDENER, Haluk TOYGARLI, Metin SERTOĞLU, Esat YILMAER başta olmak üzere birçok üst düzey spor adamı USAD'ı geliştiriyor ve büyütüyoruz.

Önümüzde ülkemiz adına dönülecek önemli bir viraj var. 2020 Olimpiyat Adaylığı.

Bu adaylığı ülkemize kazandırabilmek için biz de USAD olarak ülkemize elimizden gelen desteği veriyoruz.

12 Şubat 2013 Salı

Ömür Boyu Yoldaşım : Hastalıklar 3

Bratislava’dan döndükten sonra sevgili ağabeyim Kardiolog Dr. Atila Şamilgil’le konuştum. Bratislava’daki hastanede karşılaştığım acil servis doktorunun söylediklerini anlattım.

Atila ağabey biraz düşündükten sonra “ablasyon” dedikleri bu tedaviyi kayda değer buldu. Bu konuda bir adım atmaya ve araştırmaya başladık.

Önce kendisi çeşitli kontroller, kan tahlilleri ve elektrolar çekerek kapsamlı bir sağlık raporu hazırladı.

Bu raporu önce, eşimin Almanya’da yaşayan dayısı Dr. Ayhan Azizoğlu’na yolladık. Kendisinde bu konuda bize yardımcı olabilecek bir araştırma yapmasını rica ettik.

Kısa zaman sonra Ayhan ağabey bize kendisinin de bir dönem birlikte çalıştığı İsrailli bir kardiologla temasa geçtiğini ve benim raporlarımı ona yolladığını bildirdi. Bu doktor o dönemde İsrail’de benim rahatsızlığımla ilgili çalışmalar yapan bir hastanede çalışıyormuş. Sözkonusu doktor Ayhan ağabeye bana yardımcı olabileceğini söylemiş.

Zaman içerisinde İngiltere’den de dostlarımız araştırmalarımıza yardım ettiler ve çeşitli bilgiler verdiler.

Edindiğimiz bütün bilgileri Atila ağabeye iletiyor ve onun görüşlerini alıyorduk. Atila ağabeyin temel olarak üzerinde durduğu konu bu doktor ve kurumların sözkonusu operasyonu ne zamandır yaptıkları, elde ettikleri başarılı sonuçların yüzdesi idi.

Günler birbirini takip ediyor, bizim araştırmalarımız da devam ediyor ancak bir türlü içimize sinen sonucu alamıyorduk. 1996 yılının sonlarına gelmiştik. Bir gün Atila ağabey sevinçle beni aradı. Benim rahatsızlığımı ABD St.Louis Üniversitesi’nde Kardiolog olarak görev yapan kızı Melda ile konuşmuş olduğunu ve ondan da bu konuda araştırma yapmasını istediğini ve nihayet Melda’dan olumlu bir geri dönüş aldığını söyledi.

Bir yıl önce ve 1996 yılı boyunca birçok hasta üzerinde ablasyon uygulaması yapıldığını ve % 98 gibi çok yüksek bir başarı elde edildiğini öğrenmiş Melda.

Bu ablasyon operasyonu için hastanenin Kardiyoloji kürsüsünde 6 kişilik ayrı bir doktor ekibi oluşturulmuş. Ekibin başında ise babası da İtalya’da çok ünlü bir Kardiolog olan Dr. Antonelli isimli bir bayan hekim varmış.

Biz hemen benim dosyamı toparladık ve Melda’ya yolladık. Melda Dr. Antonelli’ye dosyamı iletmiş ve doktorun incelemesi sonucunda kaçağın (kalpteki elektrik kesintisinin) arka tarafta olduğunun, biraz zor ve uğraştırıcı olmakla birlikte operasyonun yapılabileceğinin ve başarılı sonuç alabileceklerinin müjdesini vermiş.

Bu haber beni, ailemi ve canım dostum Atila ağabeyi çok mutlu etti. Bundan sonra yapılacak şey süreci bir an evvel başlatmak ve operasyonu yaptırmaktı.

İlk iş gerekli yazışmaları yaptık, operasyon için randevu talebinde bulunduk, isteklerimizi belirttik. Tabii ki benimkine benzer sıkıntıları olan çok sayıda hasta olduğundan randevu için biraz beklememiz gerekti. Bir müddet sonra St. Louis Üniversite Hastanesi’nin hasta kabul merkezinden 1997 yılı Haziran ayı için randevu verilebileceği bilgisi geldi.

Melda’nın yardımları ile hemen gerekli kayıt işlemlerine başladık ve randevunun kesinleşmesini sağladık.

Bu seyahat için benimle beraber gelecek bir can yoldaşına ihtiyacım vardı. Her ne kadar o tarihlerde New York’ta yaşayan kızım Sedef ve damadım Yiğit bana destek olacaklarsa da İstanbul’dan itibaren yolculukta benimle birlikte olacak bir yakınım yanımda olmalıydı.

Normalde bu konuda hiçbir soru işaretine mahal vermeyecek şekilde Sermin ile giderdim. Ancak o dönemde kayınpederim Yahya bey çok ağır hasta idi ve Sermin’in onu yalnız bırakma şansı yoktu. İyi ki de Sermin benimle gelmemiş. Çünkü benim Amerika’da tedavi olduğum dönemde Yahya bey vefat etti, karım da babasının son anlarında onu yalnız bırakmamış oldu.

Hemen aklıma can dostum Tolga (Akgün) geldi. Askeri ortaokuldan beri beraber olduğum, yediğim içtiğim ayrı gitmeyen arkadaşım Tolga ile çok şükür ki hala ilk günkü gibi devam eden bir dostluğumuz var. Ankara’da yaşayan Tolga’yı arayıp konuyu kendisine ilettim ve benimle gelip gelemeyeceğini sordum. Kendisi bunun lafı bile olmayacağını ne zaman ne istersem benim yanımda olduğunu söyledi. Sevildiğini, yalnız olmadığını bilmek kadar insanı mutlu eden, moral veren hiçbir şey yok.

Neticede bir ameliyata, hem de yabancı bir ülkede yapılacak bir ameliyata gidiyorsunuz. Önce çok uzun bir uçak yolculuğu, bilmediğiniz bir ülke, başka bir dil, değişik bir kültür.

Tolga benim en yakın arkadaşım olmasının yanında, seyahat konularında da çok deneyimliydi, eski bir dışişleri görevlisi olarak zaman zaman ABD’de görev yapmıştı.  Ayrıca bir dönem THY Yönetim Kurulu üyesi olarak da görev yaptığı için uçuşlarımızda da özel ilgi gördük.

Bu arada şunu da belirtmek isterim. O dönemde Ablasyon operasyonu Türkiye’de de yapılmaya başlamıştı. Ancak henüz çok yeniydi ve deneme yanılma yöntemi ile ilerliyordu işler. Ancak 2000’li yıllardan itibaren büyük bir gelişme oldu. Hemen hemen her hastanenin kardiyoloji servisinde ilgili bir birim var ve son derece başarılı neticeler alınıyor.

Nihayet yolculuk zamanı geldi. Tolga ile birlikte önce New York’a uçtuk. Kızım Sedef ve damadım Yiğit’in yanında birkaç gün kalıp onlarla zaman geçirdik. Daha sonra Sedef’i de yanımıza alarak St. Louis’e uçtuk.

St.Louis’de bizi Melda (Şamilgil) havaalanında karşıladı. Bizi kendi evine götürdü, biraz sohbet istirahat ve daha sonra da bizi alıp daha önceden yer ayırtmış olduğu güzel bir otele götürdü.

Ertesi sabah erkenden Melda gelip bizi aldı ve hastaneye götürdü. O gün akşama kadar hastanede kaldım. Kan tahlilleri, muayeneler, elektrolar ve çeşitli tetkikler yapıldı. Ayrıca biz gittiğimizde, henüz Norveç’ten gelmiş özel bir tetkik aleti denenmeye başlamıştı. Bir kez damardan girilip bütün sonuçları alabilen, hastayı çok fazla zorlamayan bu aleti Norveçli teknisyen benim üzerimde de kullandı ve doktorların istedikleri sonuçları kısa sürede elde etti.

Bu vesileyle şöyle de bir bilgi öğrendik. Dünyada yeni sağlık cihazı geliştiren ülkeler bu cihazları A.B.D’ne kiralıyorlar ve eşdeğeri eski cihazı da ucuz bir fiyata satın alıp ihtiyacı olan başka ülkelere kiralıyorlarmış.

O gün sağolsun sevgili Melda kardeşim de bizimle beraber kaldı, bizi hiç yalnız bırakmadı, süreci takip ederek bizi bilgilendirdi. Akşamüstü bütün tetkikler ve raporların eklenmiş olduğu büyük bir dosyayı alıp “ablasyon” ekibinin Başkanı Dr. Antonelli’yi gördük. Dr. Antonelli hem dosyayı inceledi hem de beni detaylı bir muayene etti ve “yarın operasyonu yapabiliriz” dedi. Şu an itibariyle kullandığın bütün ilaçları bırak ve operasyondan sonra da hiçbir taşikardi ilacına ihtiyacın olmayacak dedi.

Bu moralle hastaneden çıktık ve otelimize gittik. O akşam ben, Tolga, Sedef, Melda ve eşi hep birlikte güzel bir yemek yedik. Akşam dönüşte odamda kendi kendime ertesi günü ve hayatımda yapacağı olumlu değişikliği düşündüm.

Sabah saat 7’de kalktık hastaneye gitmek üzere hazırlandık. Biraz sonra Melda ve Sedef geldiler, hep beraber hastaneye gittik. Hastanede ameliyat yapılacak bölüme geçtiğimde Dr. Antonelli beni karşıladı ve operasyonu yürüteceği ekiple tanıştırdı. Hepsi de 40 yaşından genç, sevimli, dinamik ve son derece güven veren güzel insanlardı.  Dr. Antonelli sağolsun Melda’nın da bu operasyon sırasında yanımda kalmasına müsaade etti.

Üstünde hastayı bağlamak için kullanılan bir sürü kayışın olduğu ameliyat masasına yattım. Bir doktorun damarıma iğne yaptığını hissettim sonrasını hatırlamıyorum.

Bu operasyon toplam 8 saat kadar sürmüş. Dr. Antonelli'nin raporlarımı ilk incelediğinde de söylediği gibi sorunlu damar arka tarafta olduğu için onları çok oyalamış ve zorlamış. Bu arada sağ kolumu bağladıkları kayış çırpınışlarımla kopmuş yeniden bağlamışlar.

İşlem bittikten sonra ayılmam için beni aldıkları odada gözümü açtığımda karşımda ilk olarak kızımı, Tolga’yı ve Melda’yı gördüm.

Melda bana, “gözünüz aydın Atilla ağabey, operasyon çok başarılı geçti artık taşikardi ile hiçbir ilgin kalmadı” dedi. Bu operasyonun başarılı olup olmadığının tetkiki için ameliyat sonrasında hastaya özel bir yöntemle taşikardi yaptırıyorlarmış ancak çok şükür ki bende hiçbir tepkime olmamış.

Bu güzel haberi aldıktan sonra ilk yaptığım şey, Bodrum yöresine ait, benim de çok sevdiğim Çökertme türküsünü söylemek oldu. Ben ne zaman neşelensem, mutlu olsam bu şarkıyı söylerim çünkü.

1951 yılından beri hayatımda olan, can yoldaşım Taşikardi ile 1997 senesinin Haziran ayında ayrıldık.

O gece hastanede kaldım. Melda da sağolsun başucumda oturdu beni bırakmadı.

Ertesi sabah Dr. Antonelli viziteye geldi, son kontrollerimi yaptı ve herşeyin yolunda olduğunu söyleyerek beni taburcu etti.

Yürüyerek girdiğim hastaneden yine yürüyerek ve de şifamı bulmuş olarak çıkabilmek beni son derece mutlu etti. Bu operasyondaki tek fiziksel hasar kateterleri taktıkları bölgelerdeki şişliklerdi ve onlar bile 1 ay içinde kaybolup gittiler.

Bunu bana öneren başta Slovakya’daki doktora, canım ağabeyim, dostum, yol göstericim rahmetli Dr. Atila Şamilgil’e, beni kendi babasından ayırmayan sevgili Dr. Melda Şamilgil’e, hayat boyu dostum, yoldaşım Sevgili Tolga Akgün’e ve biricik kızım Sedef ile onun sevgili eşi, damadım, oğlum Yiğit’e, ve hayatıma girdiği ilk andan itibaren en büyük destekçim, her zaman yanımda olan beni sonsuz sevgisi ve desteği ile sarmalayan biricik eşim Sermin'e sonsuz teşekkürler. En zor günlerimde bana verdikleri desteği hayat boyu hatırlayacağım.

Çökertme türküsü için tıklayınız. 

Görsel buradan alınmıştır.

4 Şubat 2013 Pazartesi

Ömür Boyu Yoldaşım : Hastalıklar 2

Sermin ile birlikte 2005'teki Şirince gezimiz

1951’den 1997’ye kadar olan süre boyunca tıptaki gelişmeleri kronik rahatsızlık çeken biri olarak yakından takip ettim, her yeni ilaçla rahatsızlığımın daha hızlı toparlanması mümkün oldu. Bir önceki yazıda anlatmaya başladığım Taşikardi hikayemin seyri ve yaşamıma etkisi ile ilgili biraz daha bilgi vermek isterim.

Almanya’da beni muayene eden doktorun verdiği Dociton tablet uzun zaman boyunca, benim için krizler sırasında ihtiyacım olan rahatlamayı sağlayan bir kurtarıcı oldu. Zaman içinde izoptin tablet ve iğne geliştirildi. Bilhassa izoptin iğne kriz başladığı zaman damardan yapıldığında çok çabuk rahatlama sağlayan başarılı bir ilaçtı. Bu iğne zaman içinde birçok kez başvurduğum iyi bir çözüm olmuştu.

Bu rahatsızlığın bana bir tek büyük faydası oldu. Can dostum hatta manevi ağabeyim diyebileceğim son derece mümtaz bir şahsiyeti hayatıma kattı. 70li yıllarda taşikardi krizlerim geldikçe Siyami Ersek Kalp ve Damar Hastanesi’ne giderdim. O dönemde Başhekim yardımcısı sonra da Başhekim olan Kardiolog Dr. Atila Şamilgil ile zaman içerisinde köklü bir dostluk geliştirdik. Atila ağabey ile her akşam mutlaka konuşurduk. Ben onu aramamışsam eğer o mutlaka beni arardı. Ailesine, dostlarına öneml veren son derece sevecen bir insandı. Başka bir yazıda ayrıca kendisinden ve ortak anılarımızdan bahsedeceğim ancak bizi tanıştıran Taşikardi olduğu için burada da kendisinden bahsetmek ve rahmet dilemek istedim.

Taşikardi ile özellikle İstanbul dışında ya da yabancı ülkelerde iken ciddi sıkıntılar yaşadım.

Bir seferinde 1980 yazı idi yanlış hatırlamıyorsam Bodrum’a tatile gitmiştik. Bir akşam otele döndüğümüzde çarpıntı başladı. Tabii o zamanlar Bodrum küçük bir sahil kasabası. En yakın hastane Muğla’da 80-90 km. mesafede. Otel yetkilileri hemen bir doktor çağırdı. Gelen doktor ne yazık ki tüm çabalarına rağmen taşikardiyi durduramadı. O dönemde yine telefon sıkıntı. Binbir güçlükle Dr. Atila ağabeye ulaştık ancak saatler geçmesine rağmen hiçbir şekilde olumlu bir gelişme olmadı. Nabzım 150 ile 200 arasında atıyor normal seyir olan 70’e düşüremiyorlar bir türlü.

O dönemde sadece Ali Şen’in günde 2 kez çalışan uçakları var ve onların da saati geçmiş durumda. Ben Ali Şen başkanı arayarak bana helikopter bulmasını ve İstanbul’a naklimi rica ettim.

Bu konuşmalar olurken bir yandan da Bursa’daki bana daha ilk kez taşikardi teşhisi koyan doktorumun tavsiyelerini yapıyorduk gözyuvarlarına baskı ve nefesi tutabildiğin kadar tutma. Nihayet bu girişim sonuç verdi ve 5 saatin sonunda nabzım normale döndü. Tabii böyle bir krizin tekrar yaşanması riskini göze alamadığımız için ertesi günü tatili yarıda kesip hemen İstanbul’a döndük.

Tüm bu yıllar boyunca görevlerim dolayısıyla sık sık yurtdışına çıkıyordum. Ömür boyu canyoldaşım taşikardi bana oralarda da oyunlar oynadı.

Bir keresinde 1994 baharında uçakla İstanbul’dan Cenevre’ye uçtuk. Oradan da trenle UEG toplantısının yapılacağı Lozan’a gidecektik. Uzun yıllar boyunca her toplantıya birlikte katıldığım kardeşim Prof. Dr. Metin Sayın ile beraberdik yine. Trenin kalkmasına tam 1 dakika kala çarpıntı başladı. Çeşitli yöntemler denememe rağmen kriz yavaşlamadı. Metin hemen giderek kondüktöre durumu anlattı. İsviçre malum toplu taşımalarının dakikliği ile meşhurdur. Ancak kondüktör hemen treni durdurdu hemen bir ambulans istedi. 10 dakika içinde biz ambulansla Cenevre’nin içindeki bir hastaneye götürüldük. Tren de bu süre boyunca en ufak bir rahatsızlık ya da şikayet belirtisi göstermeyen yolcularını alıp yola devam etti. Ben hastaneye geldiğimde herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan nabzım düzeldi. Gün içinde daha geç bir saatte yine trenle Lozan’a gittik.

Taşikardiye ve bu yüzden başıma gelen olaylara o kadar alışmıştım ki bunlar gündelik rutinimin doğal bir parçası haline gelmişlerdi neredeyse.

İlerleyen yıllarda 1996 senesinde FIG Yönetim Kurulu toplantısına katılmak üzere Amerika’ya gitmiştim. O dönemde kızım Sedef de yeni evlenmiş ve eşi Yiğit ile birlikte New York’ta yaşıyorlardı. Toplantı sonrası bir iki gün de onlarla kaldım ve dönüş günü tam havaalaanına giderken yine çarpıntı başladı. Tabii apar topar hemen havaalanının yakınındaki bir hastaneye gittik. Orada hemen damardan isoptin yaptılar ve nabzım normale döndü. Ancak ABD sağlık kanunlarına göre hastaneye gelen bir kişi kısa bir zaman da olsa müşahede altında bekletiliyormuş. Neyse ki ucu ucuna uçağa yetiştim.

1996 yılında yine bir UEG Yönetim Kurulu toplantısı için Metin’le beraber Bratislava’ya gittik. Geceyarısını geçmişti ve artık uyumak üzereydim. Dışarısı kar yağışlı – 20 derece. Yollar yaklaşık 1 m. kar. Yine taşikardi başladı. Ancak dışarıdaki hava beni moral olarak da etkilemiş olacak ki ciddi bir panik başladı. Otel resepsiyonuna telefon ederek durumu bildirdik doktor istedik. O arada Metin sağolsun hemen evsahibi federasyonun başkanı sevgili dostum Jan Novak’ı da aradı. Doktorlar otel odasında uzun müddet uğraştılar ancak bir netice alınamadı. Hastaneye götürülmeme karar verdiler. Beni hemen bir sedyeye yatırdılar, yolların buzlu olması yüzünden uzun bir uğraş vererek hastayane gelebildik. Sevgili Jan bizi yalnız bırakmadı ve o da bizimle geldi.

Hastanenin nöbetçi doktoru geldi beni muayene ettikten sonra kendisinin aslında Kadın Doğum mütehassısı olduğunu ancak ihtisasını Viyana’da yaparken hastane nöbetlerinde sık sık taşikardi vakasıyla karşılaştığını ve 1 lt serumun için bazı rahatlatıcı ilaçlar koyarak beni yarım saat içinde düzelteceğini söyledi. Böylece ben biraz ferahladım moralim düzeldi. Tabii bu arada saat de sabaha karşı 3 olmuştu. Serumun bağlanmasından yaklaşık bir 20 dakika sonra hakikaten de nabzım normale döndü. Ancak doktor beni bırakmadı ve gece hastanede kaldım.

Aynı doktor ertesi sabah erkenden beni muayeneye gelerek bu sıkıntı ömür boyu çekmemin bir manası olmadığını, küçük bir operasyonla taşikardimin tedavi edilebileceğini söyledi. Ablasyon adı verilen bu işlem kasıktan girilerek tabiri caizse bu kısa devre yapan damarı bulup yakmak imiş. Doktor bey bu işlemin İsrail ve İngiltere’de yapıldığını ancak en iyi hekimlerin Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğunu söyledi.

Böylece yeni bir umut ışığı oldu benim için.