4 Şubat 2013 Pazartesi

Ömür Boyu Yoldaşım : Hastalıklar 2

Sermin ile birlikte 2005'teki Şirince gezimiz

1951’den 1997’ye kadar olan süre boyunca tıptaki gelişmeleri kronik rahatsızlık çeken biri olarak yakından takip ettim, her yeni ilaçla rahatsızlığımın daha hızlı toparlanması mümkün oldu. Bir önceki yazıda anlatmaya başladığım Taşikardi hikayemin seyri ve yaşamıma etkisi ile ilgili biraz daha bilgi vermek isterim.

Almanya’da beni muayene eden doktorun verdiği Dociton tablet uzun zaman boyunca, benim için krizler sırasında ihtiyacım olan rahatlamayı sağlayan bir kurtarıcı oldu. Zaman içinde izoptin tablet ve iğne geliştirildi. Bilhassa izoptin iğne kriz başladığı zaman damardan yapıldığında çok çabuk rahatlama sağlayan başarılı bir ilaçtı. Bu iğne zaman içinde birçok kez başvurduğum iyi bir çözüm olmuştu.

Bu rahatsızlığın bana bir tek büyük faydası oldu. Can dostum hatta manevi ağabeyim diyebileceğim son derece mümtaz bir şahsiyeti hayatıma kattı. 70li yıllarda taşikardi krizlerim geldikçe Siyami Ersek Kalp ve Damar Hastanesi’ne giderdim. O dönemde Başhekim yardımcısı sonra da Başhekim olan Kardiolog Dr. Atila Şamilgil ile zaman içerisinde köklü bir dostluk geliştirdik. Atila ağabey ile her akşam mutlaka konuşurduk. Ben onu aramamışsam eğer o mutlaka beni arardı. Ailesine, dostlarına öneml veren son derece sevecen bir insandı. Başka bir yazıda ayrıca kendisinden ve ortak anılarımızdan bahsedeceğim ancak bizi tanıştıran Taşikardi olduğu için burada da kendisinden bahsetmek ve rahmet dilemek istedim.

Taşikardi ile özellikle İstanbul dışında ya da yabancı ülkelerde iken ciddi sıkıntılar yaşadım.

Bir seferinde 1980 yazı idi yanlış hatırlamıyorsam Bodrum’a tatile gitmiştik. Bir akşam otele döndüğümüzde çarpıntı başladı. Tabii o zamanlar Bodrum küçük bir sahil kasabası. En yakın hastane Muğla’da 80-90 km. mesafede. Otel yetkilileri hemen bir doktor çağırdı. Gelen doktor ne yazık ki tüm çabalarına rağmen taşikardiyi durduramadı. O dönemde yine telefon sıkıntı. Binbir güçlükle Dr. Atila ağabeye ulaştık ancak saatler geçmesine rağmen hiçbir şekilde olumlu bir gelişme olmadı. Nabzım 150 ile 200 arasında atıyor normal seyir olan 70’e düşüremiyorlar bir türlü.

O dönemde sadece Ali Şen’in günde 2 kez çalışan uçakları var ve onların da saati geçmiş durumda. Ben Ali Şen başkanı arayarak bana helikopter bulmasını ve İstanbul’a naklimi rica ettim.

Bu konuşmalar olurken bir yandan da Bursa’daki bana daha ilk kez taşikardi teşhisi koyan doktorumun tavsiyelerini yapıyorduk gözyuvarlarına baskı ve nefesi tutabildiğin kadar tutma. Nihayet bu girişim sonuç verdi ve 5 saatin sonunda nabzım normale döndü. Tabii böyle bir krizin tekrar yaşanması riskini göze alamadığımız için ertesi günü tatili yarıda kesip hemen İstanbul’a döndük.

Tüm bu yıllar boyunca görevlerim dolayısıyla sık sık yurtdışına çıkıyordum. Ömür boyu canyoldaşım taşikardi bana oralarda da oyunlar oynadı.

Bir keresinde 1994 baharında uçakla İstanbul’dan Cenevre’ye uçtuk. Oradan da trenle UEG toplantısının yapılacağı Lozan’a gidecektik. Uzun yıllar boyunca her toplantıya birlikte katıldığım kardeşim Prof. Dr. Metin Sayın ile beraberdik yine. Trenin kalkmasına tam 1 dakika kala çarpıntı başladı. Çeşitli yöntemler denememe rağmen kriz yavaşlamadı. Metin hemen giderek kondüktöre durumu anlattı. İsviçre malum toplu taşımalarının dakikliği ile meşhurdur. Ancak kondüktör hemen treni durdurdu hemen bir ambulans istedi. 10 dakika içinde biz ambulansla Cenevre’nin içindeki bir hastaneye götürüldük. Tren de bu süre boyunca en ufak bir rahatsızlık ya da şikayet belirtisi göstermeyen yolcularını alıp yola devam etti. Ben hastaneye geldiğimde herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan nabzım düzeldi. Gün içinde daha geç bir saatte yine trenle Lozan’a gittik.

Taşikardiye ve bu yüzden başıma gelen olaylara o kadar alışmıştım ki bunlar gündelik rutinimin doğal bir parçası haline gelmişlerdi neredeyse.

İlerleyen yıllarda 1996 senesinde FIG Yönetim Kurulu toplantısına katılmak üzere Amerika’ya gitmiştim. O dönemde kızım Sedef de yeni evlenmiş ve eşi Yiğit ile birlikte New York’ta yaşıyorlardı. Toplantı sonrası bir iki gün de onlarla kaldım ve dönüş günü tam havaalaanına giderken yine çarpıntı başladı. Tabii apar topar hemen havaalanının yakınındaki bir hastaneye gittik. Orada hemen damardan isoptin yaptılar ve nabzım normale döndü. Ancak ABD sağlık kanunlarına göre hastaneye gelen bir kişi kısa bir zaman da olsa müşahede altında bekletiliyormuş. Neyse ki ucu ucuna uçağa yetiştim.

1996 yılında yine bir UEG Yönetim Kurulu toplantısı için Metin’le beraber Bratislava’ya gittik. Geceyarısını geçmişti ve artık uyumak üzereydim. Dışarısı kar yağışlı – 20 derece. Yollar yaklaşık 1 m. kar. Yine taşikardi başladı. Ancak dışarıdaki hava beni moral olarak da etkilemiş olacak ki ciddi bir panik başladı. Otel resepsiyonuna telefon ederek durumu bildirdik doktor istedik. O arada Metin sağolsun hemen evsahibi federasyonun başkanı sevgili dostum Jan Novak’ı da aradı. Doktorlar otel odasında uzun müddet uğraştılar ancak bir netice alınamadı. Hastaneye götürülmeme karar verdiler. Beni hemen bir sedyeye yatırdılar, yolların buzlu olması yüzünden uzun bir uğraş vererek hastayane gelebildik. Sevgili Jan bizi yalnız bırakmadı ve o da bizimle geldi.

Hastanenin nöbetçi doktoru geldi beni muayene ettikten sonra kendisinin aslında Kadın Doğum mütehassısı olduğunu ancak ihtisasını Viyana’da yaparken hastane nöbetlerinde sık sık taşikardi vakasıyla karşılaştığını ve 1 lt serumun için bazı rahatlatıcı ilaçlar koyarak beni yarım saat içinde düzelteceğini söyledi. Böylece ben biraz ferahladım moralim düzeldi. Tabii bu arada saat de sabaha karşı 3 olmuştu. Serumun bağlanmasından yaklaşık bir 20 dakika sonra hakikaten de nabzım normale döndü. Ancak doktor beni bırakmadı ve gece hastanede kaldım.

Aynı doktor ertesi sabah erkenden beni muayeneye gelerek bu sıkıntı ömür boyu çekmemin bir manası olmadığını, küçük bir operasyonla taşikardimin tedavi edilebileceğini söyledi. Ablasyon adı verilen bu işlem kasıktan girilerek tabiri caizse bu kısa devre yapan damarı bulup yakmak imiş. Doktor bey bu işlemin İsrail ve İngiltere’de yapıldığını ancak en iyi hekimlerin Amerika Birleşik Devletleri’nde olduğunu söyledi.

Böylece yeni bir umut ışığı oldu benim için.