28 Mayıs 2013 Salı

Ali Şen'den aldığım yöneticilik dersi

Sevgili Başkanım Ali Şen, prensipleri olan, süratli kararlarıyla idaresinde bulunduğu kulübümüzü, gerek futbolcusu, gerekse antrenörleri ve diğer çalışanlarıyla son derece disiplinli bir şekilde yöneten, başarılı ve çok sevilen, saygı duyulan bir başkandı.

Sevgili Başkanlarım Ali Şen ve Güven Sazak ile birlikte

Bir keresinde (28.Eylül.1983) Fenerbahçe Kulübü olarak Bohemia Prag ile maç yapmak üzere futbolcu ve idarecilerle birlikte uçakla yola çıktık. İlk durağımız Yugoslavya idi. O gün orada kaldık. O gece Kulüp yöneticileri olarak hep birlikte yemek yedik. O dönemdeki antrenörümüz de şu anda aramızda olmayan Stankoviç idi.

Ertesi sabah kahvaltıda Ali Başkan bana dönerek, “Atillacım , Adidas’in tüm eşofmanlarını yapan fabrika buradadır.. Sana zahmet olmazsa, Stankoviç hoca ile beraber oraya gidip, çocuklara birer takım güzel eşofman alın” dedi.  O sırada yanımızda bulunan mali işlerden sorumlu Abdullah Acar’a da dönerek “Atilla’ya gerekli miktarda $ verin” diye talimat verdi.

Saat 10 civarında yanımıza malzemecimizi de alarak Stankoviç ile birlikte Adidas firmasından gönderilmiş özel bir araçla fabrikaya gittik. Orada bizi son derece ilgi ile karşıladılar, malzemecimizin istediği ölçülerdeki eşofmanları ayarladılar.Biz de eşofmanları alarak otele döndük.

Otele dönünce Stankoviç hoca, malzemeciye dönerek “gidip bu eşofmanları bizim çocuklara dağıt “dedi. Malzemeci öğleden sonra hoca ile benim yanıma gelerek, eşofmanları dağıttığını ve futbolcuların mutlu olduğunu, yalnız Engin Verel’in “Ben bu eşofmanları almıyorum. Ben Avrupa düzeyinde bir futbolcuyum. Bu kalitedeki eşofmanları giyecek futbolcu değilim !..” dediğini söyledi.

Akşam yemeğinde idarecilerle beraber olduğumuzda, Ali Başkan bana sordu “ Ne yaptınız eşofman meselesini!..” diye. Ben de kendisine durumu izah ettim ve bu arada yalnız Engin ile böyle bir sorun yaşandığını da belirttim.

Ali Şen sesini çıkarmadı. Ertesi sabah kahvaltıdan sonra tam yola çıkacakken, bütün futbolcuları bir araya çağırmamızı isteyerek, maç hakkında kısa bir konuşma yaptı. Ardından herkesle ufak tefek birkaç cümle konuştuktan sonra Engin’e dönerek; “Engin, sen Avrupalı bir futbolcusun ama ne yazık ki, yarın Bohemia Prag maçında oynamayacaksın ”.  Engin o dönemde bize Fransa’nın Lille takımından gelmiş ve çok ihtiyaç duyduğumuz iyi bir futbolcuydu.

Bunu duyan Engin çok şaşırdı, ancak hiç bir şey diyemedi. Çünkü tüm futbolcular Başkanın hal hareketlerini çok iyi bilirlerdi. Ali Başkan sözlerine devamla,” Sen şunu bilmelisin k, kulübünün sana verdiği her tür malzemeyi kullanmak durumundasın. Eğer, mesela; kıyafetin bedeni, boyu, eni vs gibi hususlarda bir sorunun varsa bunları antrenörünle konuşarak halledebilirsin. Ama ‘ben bu eşofmanı giyecek kalitede bir futbolcu değilim’ deme lüksüne sahip değilsin!.. Onun için de seni kadroya almıyorum” dedi.

Hepimiz bu hareket karşısında şaşırdık, çünkü takımın Engin‘e o maçta çok ihtiyacı vardı. Ancak Ali Başkan bize dönerek; “Benim başarıdan çok saygıya, sevgiye ve disipline ihtiyacım var.. Bunlar olduğu takdirde başarı zaten kendiliğinden gelir!..” dedi.

Bu da benim spor yöneticiliğim açısından Ali Şen Başkandan aldığım büyük derslerden birisidir...