3 Eylül 2013 Salı

Hakedilmiş Emeklilik

Hep düşünmüşümdür “acaba bir gün istediğim saatte yatıp istediğim saatte kalkabilecek miyim” diye.

Kendime uzun vadeli tatil planları yapabilmek, eşime ve evime zaman ayırabilmek mümkün olacak mıydı acaba? Gençlik yıllarında insan yalnızca çalışmayı düşünüyor.  Çünkü her şeyden önce yanınızda çalışanlara davranışlarınızla örnek olmak ve daha da önemlisi onlara verdiğiniz sözleri yerine getirmek geliyor.

Çalışacaksınız, kazanacaksınız, kazandığınızı dağıtacaksınız, sonunda size kalanla da yaşamınızı devam ettireceksiniz. Bu şekilde ifade edince çok basit gibi görünen bu denklemin gerçek hayattaki karşılığı ise oldukça karmaşık.

Herşeyden önce devletin büyük ortağınız olduğunu görüyorsunuz. Sabit vergilerin, ödemelerin yanında çeşitli zamanlarda çıkartılmış adı “geçici” ama sonrasında ise “kalıcı” hale gelmiş türlü çeşit vergiyi ödemekle uğraşıyorsunuz.

Sonra personelinize ait ödemeler geliyor. Size hizmet eden insanları koruyup kollamak en büyük önceliğiniz. SSK ödemeleri, maaşlar, ikramiyeler, çeşitli zamanlarda yapılan diğer yardımlar.

Firmanızın giderleri, beklenmedik aksilikler, işi büyütmek için yapılacak girişimler.

Geçindirmekle yükümlü olduğunuz aileniz.

Bütün bunlar tabii ki üstüste toplanınca büyük bir yekün oluşturduğu için gençken tek hedefiniz çalışmak, daha çok çalışmak ve para kazanmak oluyor.

Üstelik gündelik yaşamın idamesinden çok daha önemli bir gerçeklik de kapınızda. Çalışamadığınız, çalışamayacağınız yaşlılık günleriniz için de bir yedek akçeniz olmalı. Ülkemizin sosyal güvenlik politikaları bir vatandaşın aldığı emekli maaşı ile geçinmesine imkan sağlamıyor. O yüzden yaşlılığını da kendin düşünmek zorundasın.

Ben askerlik eğitimi aldım ve hayatımın sonuna kadar da orduda şerefimle vazifemi yapacağımı düşünürdüm. Hayat insana hep beklenmedik sürprizler hazırlıyor. Bir anda bütün gelecek hayallerim tuzla buz oldu ve ben hiç düşünmediğim halde sivil hayata atıldım. O zamanlar bir memuriyet yerine ticarete atılmam gerektiğini düşünüyordum. Bu yöndeki kararımı tatbik ettim ve bundan kesinlikle pişmanlık duymadım.  Çünkü bir memur ne kadar özveri ile çalışırsa çalışsın, kurumuna ne kadar faydalı olursa olsun eninde sonunda maaşı ile sınırlı bir gelirle yaşamaya mecburdu.

Oysa ticaret bambaşkadır. Hiçbir sınır ve sınıflandırması yoktur. İşini dürüst, çalışkan ve sebatkar bir şekilde sürdüren her tüccar başarılı olur.  Üstelik ticaret erbabı işinin büyüklüğüne göre başkalarına da ekmek kapısı açan, istihdam yaratan ve böylece ülkesine borcunu bir nebze de olsa ödeyen bir kişidir.

Ticaretin en büyük zorluğu hizmet verilen sektörde kendini kabul ettirebilmektir. Verdiği sözleri tutmayan, ödeme vadesini geciktiren, hizmeti aksatan bir tüccar zaman içinde büyük sıkıntılar yaşar, olumsuz bir şöhret sahibi olur. Ancak başarılı olup, para kazandığınızda da hem kendinize olan güveniniz gelir, hem mutlu olursunuz hem de dürüst bir tüccar olarak toplumda da saygınlığınız artar.

Ben kendimi bildim bileli organizasyon insanı oldum. Hiçbir zaman sadece tek bir konuyla ilgilenmedim. Askeri okulda da böyleydi bu, sivil
yaşamda da böyle oldu.

Bir yandan işimi geliştirmeye uğraşırken, diğer yandan da çocukluğumdan beri sevdiğim spor için emek harcadım. 31 yıl boyunca Türkiye Cimnastik Federasyonu Başkanlığı yaptım. Avrupa Cimnastik Birliği’nde As-Başkan, Uluslararası Cimnastik Federasyonu’nda Yönetim Kurulu üyesi olarak görev yaptım. Fenerbahçe Spor Kulübü Yönetim Kurulu üyeliğim, İstanbul Ticaret Odası Meclis Başkan Yardımcılığı ve diğer fahri görevlerim o kadar yoğun bir gündem oluşturuyordu ki, kişisel veya ailevi planlarımın çoğunu engelledi.

Bunların hiçbirini şikayet etmek, serzenişte bulunmak için yazmadım. Hepsini kendi isteğimle ve seve seve yaptım. Hiçbirisinden gocunmadım. Ancak özellikle son yıllarda Cimnastik Federasyonu Başkanlığı kurumsal olarak beni çok zorladı. Bir telefon gelir, yarın saat 11’de Genel Müdürlük’te bekleniyorsunuz derler. Kimse sormaz müsait misin ya da rica etmez lütfen diye. Benim tabirimle “nöbetçi federasyon başkanı” olarak görülüp her istedikleri zaman istedikleri yerde olmaya mecburmuşuz gibi bir tavır.

Kalkar gidersiniz söylenen saatte hazır olursunuz. Genel Müdürü Bakan çağırmıştır. Beklersiniz ki Genel Müdür Bakanla olan toplantısını bitirsin de makamına gelsin. Aynı şey Bakan için de geçerlidir, aklına ne zaman eserse öyle toplar etrafını.

Bir de tam kendinizi organize etmişsinizdir, işinizi, uçağınızı ve herşeyden önce de kafanızı gitmeye programlamışsınızdır, uçağın kalkmasına 3 saat kala ararlar. Bakan bey gittiği ilden dönemediği için toplantıyı başka güne erteledik derler.

Kurumsal kültür, görgü, karşıdaki kişiye saygı gibi evrensel değerlerin ne yazık ki pek rağbet görmediği ülkemizde hem kariyer yapmak, hem sosyal faaliyetlerde bulunmak, hem de bireysel yaşamınıza özen göstermek aynı anda mümkün olamıyor. Şahsi planlarınızı hep ileriye, emekliliğe bırakıyorsunuz.

Allaha şükürler olsun ki bana bu imkanı sağladı. İşte bu fotoğraflar da  yılların yorgunluğunun mutluluğa dönüştüğünün en güzel ifadesidir.