1 Aralık 2015 Salı

Türkiye'de Pilates

Modern dünyanın getirileri ile birlikte ciddi anlamda götürdüğü şeylerin başında “sosyal devlet” anlayışı geliyor. Hayır işlerinin, kamuya katkı sağlama amaçlı amatör girişimlerin devlet kurumları tarafından desteklendiği o eski güzel günler geride kaldı.

Bugün kanser hastalığı ile ilgili farkındalık sağlamaya çalışan bir vakıf ya da dernek de, amatör bir spor federasyonu da tıpkı bir ticari işletme gibi faaliyetlerini sürdürmek için gereken parayı kendisi kazanmak zorunda.

Kamuya ulaşmak, kendilerini anlatabilmek için gereken tüm modern yöntemleri denerken en önemli nokta sürekli bir para akışı sağlayarak, sistemi işletmek kurumlarının devamlılığını sağlamak.

Bu konuda Cimnastik Federasyonu olarak yaşama geçirdiğimiz bir projeden kısaca bahsetmek isterim.

Son yılların yükselen trendi PİLATES’in, Türkiye Cimnastik Federasyonu’nun kontrolüne geçme projesi.

2006 yılında amatör spor federasyonlarının özerk bir statüye kavuşmasından sonra Cimnastik Federasyonu’nun da aralarında bulunduğu tüm amatör disiplinler ciddi bir kaynak sıkıntısı ile karşılaştılar. Devlet, federasyonlara verdiği maddi desteği azaltıyor, federasyonların kendi kaynaklarını kendilerinin bulmasını talep ediyor ancak karşılığında federasyonlardan taleplerini aynı tutuyordu (başarı, faaliyet alanlarında gelişme, sporcu sayısının, tesislerin artması vs).

Bu durum bütün federasyonları zora soktu. Özellikle bizim gibi antrenman için özel alanlara, özel aletlere ihtiyaç duyulan, tesis açısından maliyetleri yüksek olan ve bireysel olarak faaliyet gösteren bir disiplinde, kazanç elde etmek pek mümkün değildi. Sporcu lisans ücretleri, kulüp ruhsatları, antrenör belgeleri gibi cüzi miktarlar, büyük bir işletme boyutunda olan federasyonumuzun ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyordu.
Ayrıca bu özerk yapının yıllar içerisinde tamamen devlet desteğinden çıkarılması ihtimali de vardı.

Bu bağlamda ne yazık ki ülkenin genel politikasının da spora, kültüre destek verme yönünde tavır almaması sponsor desteği bulmamızı da zorlaştırıyordu.

Üstelik sponsor desteği alacağımız kurum, federasyonumuzun bünyesine uymalı, spor gibi insanlara fayda sağlamayı düşündüğümüz bir alanda absürd kaçmamalıydı. Örneğin maddi güçleri ve sponsorluk konusunda her zaman açık olmalarına rağmen bir içki ya da sigara firması ile ya da hazır işlenmiş gıda satan bir firma ile sponsorluk anlaşması yapmamız ilkelerimizle çelişirdi.

Öyle bir şey yapmalıydık ki, hem federasyonumuza uymalı, hem insanlara fayda sağlamalı hem de federasyonumuz bütçesine destek olmalıydı.

Dünyada 2000li yılların başından beri yükselen trend olan Pilates disiplini bu dönemde Uluslararası Cimnastik Federasyonu’nun gündemine girmişti. Benim de Yönetim Kurulu Üyesi olduğum için katıldığım FIG toplantılarında bu konu ilgimi çekmeye başlamıştı.
Kişisel fitness alanında faaliyet gösteren ve hızla yayılan bu disiplinin ülkemizde de takipçi bulacağını öngörmek için kahin olmaya gerek yoktu. Yaşam standartları yükseldikçe insanlar daha kaliteli ve sağlıklı yaşamaya yöneliyorlar bunun sonucunda sporu da hayatlarına katıyorlardı.

Üstelik bizimki gibi kontrolsüzlüğün yaygın olduğu ülkelerde bu tarz “nitelikli spor salonları”nın pıtrak gibi çoğalacağı, ehil olmayan insanlar tarafından tamamen para kazanma amacıyla insanların sömürüleceği ortadaydı.

Bütün spor dalları gibi, bireysel düzlemde yapılan spor antrenmanları da mutlaka işin uzmanları tarafından yaptırılmalı, öğretilmelidir. Kişinin ehil olmayan “sözde” uzmanlar tarafından antrene edilmesi, tedavisi mümkün olmayan sakatlıklarla sonuçlanabilir.
Bütün bunları düşünerek Pilates disiplininin, resmi bir nitelik kazanmasını ve bunun da Cimnastik Federasyonu bünyesinde olmasının doğru olacağını düşündüm. Bu doğrultuda federasyon olarak çalışmalara başladık. Konu ile ilgilenen antrenörlerimizi yurtdışında pilates eğitimi almaya gönderdik. Sertifikalarını aldılar, profesyonel eğitmenliğe hak kazandılar. Türkiye’ye gelip konu ile ilgili eğitimler vermeye başladılar.

Bu arada Türkiye Cimnastik Federasyonu olarak Pilates disiplininin bizim bünyemize alınması için gerekli hukuki süreci başlattık. Kendi başına Pilates Federasyonu kurmuş olan İzmir’li bir şahısla hukuki bir mücadeleye girdik. Uluslararası boyutta da haklılığımız ispatlandı ve böylece Pilates resmi olarak Federasyonumuz bünyesine bağlandı.
O dönemde gerekli tüm çalışmaları tamamladık ve uluslararası sertifikalı pilates eğitmenlerimizin sayısını arttırdık.

Türkiye Cimnastik Federasyonu’ndan sertifika almayan hiçbir pilates eğitmeninin resmi nitelikli bir eğitmen olamayacağını duyurduk. İnsanlar gelip kurslarımıza katıldılar, sertifikalarını aldılar. Bu doğrultuda ülkemizde pilates adının duyulmasını sağlayan en önemli figürlerden olan Ebru Şallı hanımefendi ile de temasa geçtik onun da bu yasal süreçten geçmesi gerektiğini söyledik. Kendisi de bu kurala uydu ve Kartal Cimnastik Eğitim Merkezi’mizdeki Pilates Eğitmenlik Sertifika Kursu’na katılarak sertifikasını aldı (2011).

Bu kurslar hem federasyonumuza gelir sağladı ve sağlamaya devam ediyor, hem de bu sayede Türkiye’deki tüm pilates stüdyoları, Türkiye Cimnastik Federasyonu’ndan eğitim almış ve bu eğitimi başarıyla geçtikten sonra sertifika almaya hak kazanmış ehil pilates uzmanları çalıştırıyorlar. Bu sayede kontrolsüzlüğün de önüne geçilmiş oldu.

Cimnastik Federasyonu Pilates Resmi Eğitmenlik Kursu katılımcısı Ebru Şallı birlikte 2011
Cimnastik Federasyonu Pilates Resmi Eğitmenlik Kursu katılımcısı Ebru Şallı birlikte 2011